Söz konusu toplantılarda meyve sebze üretimi ile ilgili üreticiler uyarılmış olup, konvansiyonel üretimin ve gün geçtikçe küçülen parsel büyüklüğünün ölçek ekonomisine uygun olmadığını ifade edilmiştir. Ayrıca, her komisyoncunun yanında bir ziraat mühendisi istihdam edilmesinin teknik açıdan yaşanan sıkıntıları azaltacağı vurgulanmıştır.
Bahsi geçen toplantılarda Antalya Tarım İl Müdürlüğü tarafından, zirai ilaç kalıntı sorununun son dönemlerde arttığı belirtilmiş olup, bu sorunun ihracata yansıması, ürünlerde kalıntı sebepleri, ihracatın ülke ekonomisi ve üreticiler açısından önemi, dünya sebze ve meyve pazarı, tüketici talepleri konularına değinilmiş ve bu çerçevede ihracata yönelik üretim yapmak isteyen üreticilere bilgi verilmiştir.
2007 yılında ilki gerçekleştirilen “Fresh Antalya Meyve Sebze Lojistik ve Teknolojileri Fuarı’nın sektörel anlamda çok büyük katkı sağladığı ifade edilmiş, “Ulusal Turunçgil Konseyi“ nin ise Ankara'da kurulduğunu ayrıca Dış Ticaret Müsteşarlığı’nca “Narenciye Tanıtım Grubu”nun oluşturularak 2008 yılında faaliyetlerine başlayacağı belirtilmiştir.
Dolar kurundaki düşüşe rağmen Türkiye’nin ileride hem Avrupa Birliği ülkeleri hem de Bağımsız Devletler Topluluğu gibi ülkelerin ana tedarikçisi durumuna geleceği vurgulanmıştır. Bu çerçevede ülke bazında yapılan ihracatta domatesin %38’inin, biberin ise %52’sinin Antalya bölgesinden sağlandığı üzerinde durulmuştur.
20 yıl sonra dünya nüfusunun günümüze oranla %50 artmış olacağı ve tarım arazisinin çoraklaşması nedeniyle tarım alanlarının azalacağını bunun sonucunda besin arzı güvenliğinin sağlanamaması gibi bir durumla karşı karşıya kalınabileceğini belirtilmiştir. 2002 yılında rezidü problemlerinden dolayı ihracatçıların çok ciddi zarar gördüğü ifade edilmiş ve söz konusu problemin ancak tavsiye dışı ilaç kullanımının sona ermesi ve son ilaçlama ile hasat arasındaki süreye dikkat edilmesi ile mümkün olabileceği belirtilmiştir. Ayrıca hastalık ve zararlılarla mücadelenin sadece kimyasal mücadele olmadığını zira bu yöntemlerin uzun süre uygulanmasıyla hastalık ve zararlıların ilaçlara karşı bağışıklık kazandığı ve mücadelenin imkânsız hale geldiğini belirtilmiştir. Ürünlerin pazarlanması konusunda, küresel rekabetin arttığı belirterek Türkiye’nin de pazardan pay alabilmesi ve fiyat açısından daha iyi rekabet edilebilmesi için üreticilerin birleşmesi ya da sözleşmeli üretim yapması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca danışman eşliğinde üretim planlaması yapılarak pazar talebine ve çevre şartlarına göre üretim yapılması gerekliliği vurgulanmıştır. Refah düzeyi arttıkça tüketici taleplerinin ön plana çıktığı bu nedenle ürünlerin kalite sertifikalarıyla desteklemesi konusuna değinilmiştir. Toplantıda Avrupa Birliği tarafından zirai ilaçların maksimum kalıntı limit değerlerinin harmonizasyonun 2008 yazında tamamlanmasının beklendiği ve bu durumun ülkemiz lehine olacağı müjdesi verilmiştir.
Üreticilerin zirai ilaç kullanımı konusunda bilgilendirilmeleri için Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri, Antalya İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği ve Ziraat Odası koordinasyonu eşliğinde çalışma grupları oluşturulması ve 2008 yılının “Üretici Eğitim Yılı” olması gerektiği ve zirai ilaç kalıntı sorunun ancak bu şekilde çözülebileceği vurgulanmıştır.
Kaynak: AİB